Derler ki her çağın bir ozanı olur. Ozan çalar, şehir dinler; ozan susarsa şehir kendi sesini unutur.
İstanbul'un son ozanı, adını kimsenin tam bilmediği bir ihtiyardı. Galata'nın merdivenlerinde oturur, kopuzunun tellerine dokunmadan önce gökyüzüne bakardı. Çocuklar ona Korkut Dede derdi; o da gülümser, "Dede'nin dedesi çoktan gitti, ben yalnızca sesini tutuyorum" derdi.
O gece kopuzun yedi telinden altısı koptu. İhtiyar, son tele dokunmadan önce şunu söyledi:
Korkut Dede yazdı:Gök yarılır, yer çatlar, deniz geri çekilir. Ama ad konmadan hiçbir şey ölmez. Siz bu şehre yeniden ad verin.
Sonra son teli çekti. Ses, Boğaz'ın iki yakasına aynı anda ulaştı. Ve gökyüzü cevap verdi.